Image Hosted by ImageShack.us
Life is beautiful! - Blogcu


Life is beautiful!

Perşembe, Temmuz 24, 2008 - - ben, bebek ve huysuz bünyem :)

Yav Atalet ne kadar şanslı bir kadınsın! Evet evet sana söylüyorum :)

 

Düşünsene ya ben bu bloğu anne olduktan sonra açmış olsaydım. Hayatta okumazdın ki bloğumu… “ Iyyyk anne modunda, her şeyi çocuğunun gözüyle gören bir kadın daha! “ derdin kesin. Öyle demesen bile ona yakın bir şey söylerdin belkide :)

 

Kağan bebek doğalı 4,5 ay oldu, ama ben sıkıldıkça onu yazıyorum bloğuma… Napim gözümün önünde büyümesini seyrediyor olmak çok hoşuma gidiyor.

 

Bugün yine Kağan krizim tutunca soluğu onun yanında aldım hemen. Artık ağzı hiç kapanmadan sürekli gülen bir bebeğe dönüştü. Yavrucuğumu bana sormadan traş etmişler. Hoş bana neden sorsunlar hem değil mi? Sevgimi abartmamak lazım :P




Bir baktım herifin tipi değişmiş. Kulaklar çıkmış ortaya. Yüzü gözü açılmış azıcık. Tam erkek bebeğe dönmüş sizin anlayacağınız… Artık önünde gördüğü ne varsa elini uzatıp tutmaya çalışıyor, ama şimdilik yalnızca çalışmakla ve önündekine dil döküp heyecan içersinde kıpırdanıyor olmakla yetiniyor…

 

Dedesi yürüteç almış Kağan bebeğe. Ben ki hiç sevmem yürüteç üzerinde bebek büyütülüyor olmasını. Hani kendi çocuğum olsa sanırım ne alır nede bana sorulmadan alınanı kullanırdım.

 

Hem ben aşığım emekleyen bebeklere. Yani onlar emekledikçe bende onların arkasından emekleyip kovalıyor, türlü türlü oyunlar, cilveler ediyorum. Bir kere emekleyen bebeğin beyni daha güzel gelişim gösteriyormuş. Daha 4 aylıkken kafasını dahi doğru düzgün kaldıramayan bebekleri neden çin işkencesi eder gibi saatlerce o yürüteçin içinde tutarlar hiç anlamam…

 

Zaten dokturu da yasaklamış Kağan’ın sürekli yürüteçte tutulmasını. “ Gün içersinde en fazla 15 dakika kalabilir “ demiş. Bacaklarının gelişimi açısından…

 

Ama o bile biliyor sanki yürüteçin kendi için farklı bir şey olduğunu. İlk bindirdiklerinde çıldırmış içinde. O kadar çok sevmiş ki. Bende “ hadi bari böyle kimsenin yardımı olmadan dimdik ayakta durabiliyorken, hazır yeni traş olmuşken bir resmini çekeyim “ dedim…


 


Bu arada artık sırt üstü yere yatırdığınızda aynı pozisyonda bulamıyorsunuz Kağan’ı. Hemen dönüveriyor. Yalnız tüm bebekler gibi fena halde televizyon delisi bir bebek. Kazara açık gördüğünde, gözlerini ayırmadan, olduğu yerde muma dönmüş gibi kıpırdamadan seyrediyor. Buda yanlış işte. Bunu da yapmayacağım gelecekteki bebeğime… Bebek dediğin o aptal kutusunu öyle sabahtan akşama kadar seyretmeyecek. Yine bazı bilinçsiz anneler “ aman sussun da, nasıl susarsa sussun! “ diye sabahtan akşama kadar bebeklerini TV karşısına çivi gibi dikmiyorlar mı nasıl fit oluyorum, nasıl sinirlenip zor tutuyorum çenemi.

 

Zaten söz konusu bir çocuksa ve yapılan şey hakikaten de benim kendi düşüncem olduğundan değil de gerçektende onun için zararlıysa çenemi tutamıyorum ki hiç. Hâlbuki banane değil mi? Değil işte! O kadar basit gelmiyor. Yavrucukları o halde görünce dayanamıyorum.

 

Ha birde el kadar pusetin içine dimdik pozisyonda konulan bebekler görüyorum bazen parklarda ya da yollarda. Çocuk o anda uyuyakalıyor ve kafasını tartamadığı için öne doğru düşürüyor. Sonra ne oluyor peki. Nefes almakta zorlanıyor garibim. Uykulu haliyle ve dönmeyen diliyle derdini de anlatamıyor ki biriciğim. Valla kimin olursa olsun yine kazara böyle puset içinde iki büklüm hediye paketi gibi konulan bebekleri görünce, mutlaka yanlarından geçerken uyarmak durumunda kalıyorum. Yani napim çenem durmuyor böyle durumlarda… “ Ay ne şeker bişi bu böyle. Ama o pozisyonda uyurken nefes almakta zorlanmıyor mu o? “ dediğim an annesi ister istemez bakışlarını ona dikip refleks halinde düzeltiveriyor çocuğu…

 

Benim bu aklıma geleni dilime vurmadığım tek dönemim İngiltere’deyken olmuştu sanırım. Onlar çocuklarını pantolon altına giyilen külotlu çorap ya da battaniye tarzı soğuktan koruyan ekstra eşyalarla büyütmedikleri için neredeyse yarı çıplak dolaştırıyor bebeklerini… Benim bu manzara karşısında yaşadığım şey şuydu. Ben üst üste giyinmiş dı dı dı üşüyen bir tipken pusetteki uyuyan bebeklerin üzerlerine inceden de olsa örtülmemiş battaniye göremeyince onları kaptığım gibi kucağıma alıp, koynuma sokasım, vücut ısımla onları ısıtasım geliyordu… 


 

                                  Bakınız herifin ne pozisyonda TV seyrettiğine :)

Oradayken kaşkol takan tek bir yavru bile görmedim. Tamam, bende karşıyım çocukların lahana gibi giydirilip soğuğa olan dirençlerinin kırılırcasına büyütülüyor oluşuna… Ama bahsettiğim şey bu değil. İnanın bana değil… İngilizler bir Almanın bile anlayamayacağı şekilde yarı çıplak büyütüyorlar çocuklarını… Bu şekilde büyüyen çocuk, zamanla astım hastası olduğundaysa “ havasından “ deniyor sadece… Ama aynı ülkede yetişen hiçbir Türk çocuğu onlar kadar astım hastasına yakalanmıyor hiç…

 

Buna dair en büyük kavgayı Chloe’le ederdik. Ne zaman dışarı çıkmak istese eğer anne tarafından bana emanet edildiyse mutlaka müdahale ederdim dışarı çıkmadan önce… Ama çocuk buna direnir ve dediğimi yapmamak için elinden geleni yapardı. “ Chloe şaka yapmıyorum! O palto giyilecek, dışarı öyle çıkılacak! “ dediğim anda üşümediğine dair küçük çapta konferans vermeye çalışırdı bana. Sonuç: Tabii ki benim dediğim olurdu yine… O kadarda değil yani. Tamam, onların evinde yaşıyorum, onların kuralları doğrultusunda davranmaya çalışıyorum falan, ama dedim ya, çocuksa söz konusu olan çenem durmuyor ben napiiim J

 

Şimdiden tembih ettim Kağan bebeğin annesine. “ Bak “ dedim.  “ Bu çocuğu kazara kola içerken görürsem kaç yani gözümün önünden! “ Sülalemdeki tüm yeğenler ve çocuklar kola manyağı olduğu, neredeyse biberona doldurulup kendilerine sunulduğu için ne kadarda çok kavga etmiştim anneleriyle…

 

Ya var ya! Ben hakikaten de huysuzum he! Demek ki annem bir şey biliyormuş ta böyle söylüyormuş. “ Kızım Allah seni alacak adama, senden olacak çocuklara sabır versin! “ dedikçe nasılda sinir oluyor, nasılda düşündüğü kadar umutsuz bir vaka olmadığıma dair avutuyordum kendimi…

 

Meğer hepsi yalanmış ayol! Yazının başından beri başkalarına ait olan bebeklere sahiplenme şeklimi anlatıp durdum kendi hür irademle…. Birde benim olsalardı…. Iyyykkk düşünmek bile istemiyorum!!!

 

 

 

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->
Hakkımda
Yolu bu blogtan geçen herkese duyurulur: Bu bloğun burcu yengeç; Dolayısıyla bu blogta yazan her şey; sevmeyi seven, sevilmeye doyamayan, iyi hissedebilen, sezgileri güçlü olan, hayalperest, sabırlı, şımartılmaya bayılan, şefkati ve ilgisi boyunu aşan, hüzünlü, hassas, kırılgan olduğu söylenen buna rağmen çok güçlü kalbi olan bir yengece aittir...
Kim Ne Demiş
konu yok
Günaydın
Var ya...
HASTALIKLI KIZ
IHLAMUR der ki...


  • Murtaza Kim Tanıyalım


  • Image Hosted by ImageShack.us


  • Dolfin'in yeni mekanı

  • Kategoriler
  • Bir film Bir analiz
  • Dolphinin dunyasi
  • Dolphinin sozlugunden
  • Murtazaya mektuplar


  • Takip Ettiklerim
  • Cafe Fernando
  • Aslıberry
  • Misss
  • İngiltereden mektuplar
  • Süleyman Türkçe öğreniyor
  • Pigmelerle dans
  • Ecenin Balkonu


  • dolphinblue76@gmail.com
    tebrikler, şikayet ve öneriler, eleştiriler, özel görüşme istekleri buraya